kan nakli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kan nakli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kan nakli şu durumlarda yapılabilmektedir

1-Kanın oksijen taşıma yete­neğinin azaldığı haller:

a) Anemi (kırmızı hücrele­rin sayıca azlığı, kansızlık)
b) Bazı zehirlenmeler,
c) Kanamalar neticesi kan hacmindeki azalma.

2-Pıhtılaşmayı sağlayan kan faktörlerinin azlığı (Hemofili vb.)


3-Enfeksiyon hastalıkları.

4-Kan proteinlerinin azaldığı haller.

Kan naklinin yapılmasının tehlikeli olduğu haller de vardır.
Yaygın akciğer hastalıktarı, bazı kalb hastalıkları (kalb yet­mezliği, kalb krizi), kanın kıva­mının arttığı haller (aşırı su kaybı), had böbrek yetmezliği gibi hallerde, kan nakli yapılması mahzurludur.Kan nakli için en uygun yol, koldaki taplardamarlardır. Kan nakli vericiden alıcıya doğrudan doğruya yapılabilirse de, yaygın uygulamada konserve kan kulla­nılmaktadır. Vericiden alınan 350 m 1. kadar kan içinde 120 m 1. sitrik asit dekstroz solüs­yonu bulunan vakumlu kaplara çekilir ve kullanılıncaya ka­dar + derecede de saklanarak ko­runur ve kullanılacağı zaman ön­ce vücut sıcaklığına kadar ısıtıla­rak kullanılması tercih edilir.

Kan nakli hakkında bilgi

Kan hacminin azalmış olduğu durumlarda, özellikle bir yaralanma sonucu çok miktarda kan kaybetmiş bir yaralının tedavisinde en kesin ve esaslı sonucu veren bir tedavi şekli.İlk kan nakli bir musevi dok­tor tarafından Papa VIII. İnno­cent üzerinde denenmiş, ancak hem papayı hem de kan alınan üç genci kurtarmak mümkün olma­mıştır (1492). Bu olay daha önce genç kimselerin kanını içmek veya kan banyosu yapmakla daha genç ve dinç kalınacağı konusundaki Avrupadaki inanca rağmen, kan nakli konu­sunun uzun seneler ele alınma­masına yol açmıştır. 1616'da William Harvey'in kan dolaşı­ınını sistemleştirdikten sonra kan nakli yeniden ele alınmış, köpek­ler üzerinde yaptığı deneylerden cesaret alan Richart Lewer melankolik bir hastaya koyun kanı nakletmiş, ancak meydana gelen hemoliz (alyuvarların eri­mesi) neticesi hasta ölmekten zor kurtulmuştur. Bu olayda kan nakillerinde meydana gelen hemoliz dikkatleri çekmiş ve bu yönde çalışmalar yapılmıştır.
Fransa'dan sonra İtalya'da da sonu facialarla biten bu tür kan nakilleri yapılmaya başla­nınca, zamanın Papası bu uygulamayı yasaklamış ve kan nakilleri uzunca bir süre gene unutulmuştur. 1818 de James Blundell insandan insana yaptığı 10 kan naklinden beşinde başarılı olmuştu. 19U0'de Stesher ve Wie­ner A.B.O. kan gruplarını ayırt etmişlerdir. İki yıl sonra da De Costello AB kan grubunu bul­muştur. 1914 de sodyum sitratın kan pıhtılaşmasını önleyici etkile­rinden faydalanılarak konserve (muhafaza edilmiş) kan kullanıl­maya başlanmış ve o zamana kadar mevcut olan alıcı ve verici- nin birlikte bulunmaları konusu ortadan kaldırılmıştır. Bu husus­tan faydalanan Fransızlar, Birinci Dünya Savaşında kan naklini başarıyla kullandıklarını bildirmişlerdir.
1936'da Robertron'un Chi­cago'da ilk kan bankasını gerçekleştirmesinden sonra, kan nakli İkinci Dünya Harbinden başlıyarak standart bir metot ve özel teşkilâtlanmış ekipler tara­fından geniş çapta kullanılır ve uygulanır hale getirilmiştir.